vapur
vapur

Trans Derin’in Moda’da Aynı Kafede 8 Saat Oturma Deneyi

Derin’in fikri aslında pek parlak değildi. Kendisi de bunu kabul ediyor. Bir insan neden güzel havada kalkıp dolaşmak yerine aynı kafede sekiz saat oturmak isterdi? Üstelik yanında bilgisayar yoktu, yapılacak işler listesi yoktu ve “bugün burada çalışacağım” bahanesini de kullanamazdı.

Plan basitti: Moda’da bir kafeye girecek, mümkün olduğunca aynı masada kalacak ve sekiz saat boyunca çevresinde değişen insanları izleyecekti. Telefon kullanmak serbestti ama Derin kendisine küçük bir kural daha koymuştu. Sürekli ekrana bakmak yoktu.

“Telefonla sekiz saat geçirirsem bunun deney değil, normal bir salı günü olacağını fark ettim,” diyor.

Sabah saatlerinde başlayan deneyin akşamüstüne kadar süreceğini hesaplamıştı. Fakat hesaba katmadığı bir şey vardı: Bir kafede uzun süre oturunca yalnızca müşterileri değil, çalışanların seni nasıl algılamaya başladığını da fark ediyorsun.

Derin’in deney kuralları

  • Sekiz saat boyunca aynı kafeden ayrılmamak.
  • Mümkünse aynı masayı korumak.
  • Telefonu yalnızca gerektiğinde kullanmak.
  • Kulaklık takmamak.
  • Çevredeki insanların özel konuşmalarını özellikle dinlememek.
  • Canı sıkıldığında hemen sosyal medyaya kaçmamak.

09.47 – İlk Kahve ve Fazlasıyla Büyük Bir Özgüven

Derin kafeye girdiğinde içeride yalnızca birkaç masa doluydu. Pencereye yakın bir yer seçti. İlk kahvesini söyledi, çantasını yanındaki sandalyeye bıraktı ve telefonuna baktı.

Daha on dakika geçmeden ilk sorun ortaya çıktı.

Saat çok yavaş ilerliyordu.

Normalde bir kafeye oturduğumuzda bir şey yapıyoruz. Bir arkadaşımız geliyor, bilgisayarı açıyoruz, mesajlaşıyoruz veya kahvemizi içip kalkıyoruz. Derin ise bilinçli olarak hiçbir şey yapmamaya çalışıyordu.

“İlk yarım saatte kendimi çok özgür hissedeceğimi düşünüyordum. On beşinci dakikada şekerliği okumaya başladım.”

Şekerliğin üzerinde okunacak pek bir şey olmadığını da kısa süre içerisinde keşfetti.

İnsanlar Bir Kafeye Aslında Neden Geliyor?

İlk saat dolarken Derin çevresindeki masaların ne kadar hızlı değiştiğini fark etti. Bir çift geldi. Onlardan birkaç dakika sonra tek başına bilgisayarıyla çalışan biri oturdu. Kapıya yakın masada iki arkadaş buluştu. Bir başkası kahvesini aldı ve yaklaşık on dakika sonra çıktı.

Derin ise hâlâ aynı yerdeydi.

Bir süre sonra insanların kafeye yalnızca kahve içmek için gelmediğini düşünmeye başladı. Bazıları çalışıyordu, bazıları bekliyordu, bazıları sohbet ediyordu. Birkaç kişi ise açıkça zaman öldürüyordu.

“Ben de sekiz saatlik profesyonel zaman öldürücüydüm,” diye anlatıyor.

11.20 – Garson Artık Derin’i Tanıyor

İkinci kahve siparişinde çalışanlardan biri gülerek, “Bugün çalışma günü mü?” diye sordu.

Derin’in önünde bilgisayar olmadığı için soru biraz tuhaftı.

“Hayır, oturuyorum,” dedi.

Garson birkaç saniye bekledi.

“Güzel iş.”

Derin’e göre günün en doğru yorumu buydu.

İkinci saatin ardından aynı masada uzun süre oturmanın garipliği de ortadan kalkmaya başladı. Sabah ilk geldiğinde çevresine dikkat eden Derin artık mekânın bir parçasıymış gibi hissediyordu.

İnsanlar geliyor, gidiyor, sandalyeler çekiliyor, kahve makinelerinden sesler yükseliyor fakat onun masası değişmiyordu.

Moda’da Üç Saat Sonra Zaman Biraz Değişiyor

Öğle saatlerine yaklaşırken kafedeki hareketlilik arttı. Derin’in sabah gördüğü insanların neredeyse tamamı gitmişti. Masalar birkaç kez el değiştirmişti.

İlginç olan, mekân aynı olmasına rağmen ortamın tamamen farklı görünmesiydi.

Sabah daha sessiz olan kafede artık konuşmalar, tabak sesleri ve sürekli açılıp kapanan kapının sesi birbirine karışıyordu.

Derin bu noktada küçük bir defter çıkardı. İnsanların kim olduğunu veya ne konuştuklarını değil, sadece gördüğü küçük ayrıntıları yazmaya başladı.

  • Birinin kahvesinin fotoğrafını çekmek için yaklaşık iki dakika uğraşması.
  • Masaya oturur oturmaz priz arayan insanlar.
  • Arkadaşını beklerken beş dakikada bir kapıya bakan biri.
  • Kahvesi geldiği halde konuşmaya dalıp yaklaşık yarım saat dokunmayan iki arkadaş.
  • “Beş dakika oturalım” diyerek gelip uzun süre kalanlar.

Derin’in söylediğine göre bu noktadan sonra deney sıkıcı olmaktan çıkmaya başladı. Çünkü sürekli bir şey yapma ihtiyacı azaldığında çevresindeki küçük ayrıntıları daha fazla fark ediyordu.

13.35 – En Zor Bölüm: Öğleden Sonra

Dördüncü saate yaklaşırken romantik gözlem kısmı sona erdi.

Derin sıkılmıştı.

Hem de ciddi şekilde.

Telefon masanın üzerinde duruyordu. Birkaç kez eline aldı, sosyal medyayı açtı, sonra kendi koyduğu kuralı hatırlayıp kapattı.

“Bir noktada telefon bana bakıyordu, ben telefona bakıyordum. Aramızda sağlıksız bir ilişki başladı.”

Dördüncü saatin sonucu:

Hiçbir şey yapmamak kulağa kolay geliyor. Fakat insan sürekli bir ekran, konuşma veya işle meşgul olmaya alışınca yalnızca oturmak beklenenden çok daha zor olabiliyor.

“Acaba Beni Burada Çalışıyor Sanıyorlar mı?”

Beşinci saate yaklaşırken kafeye yeni gelen bir kadın Derin’e dönüp tuvaletin nerede olduğunu sordu.

Derin tarif etti.

Birkaç dakika sonra başka biri de boş sandalyelerden birini alıp alamayacağını sordu.

Derin izin verdi.

Sonra kendi kendine gülmeye başladı.

“Beş saatin sonunda mekânla aramda gayriresmî bir ortaklık kurulmuş gibiydi. Biraz daha kalsam sipariş almaya başlayacaktım.”

Trans Derin İçin Deneyin Beklenmedik Tarafı

Derin günlük hayatta insanların kendisine baktığını zaman zaman daha fazla fark ettiğini söylüyor. Trans bir kadın olarak bazı ortamlarda bakışların ne anlama geldiğini düşünmeye alışmış. Fakat aynı yerde saatlerce kalınca farklı bir şey fark etmiş.

İnsanların büyük kısmı aslında kendi dünyasıyla meşguldü.

Biri telefonuyla uğraşıyor, biri arkadaşını bekliyor, bir başkası yetiştirmesi gereken işi düşünüyordu. İlk anda kendisine yönelmiş gibi hissettiği bazı bakışların birkaç saniye sonra başka tarafa kaybolduğunu gördü.

“Bazen herkesin bizi fark ettiğini düşünüyoruz. Sonra uzun süre aynı yerde oturunca insanların çoğunun kendi hayatının başrolünde olduğunu görüyorsun.”

Bu, günün Derin açısından en beklenmedik gözlemlerinden biri olmuş.

15.10 – Aynı Masa, Tamamen Başka İnsanlar

Altıncı saate gelindiğinde sabah kafeye girdiğinde gördüğü çalışanlardan biri mola vermiş, müşterilerin tamamı değişmiş ve dışarıdaki ışık bile başka bir tona dönmüştü.

Değişmeyen birkaç şeyden biri Derin’di.

Bu noktada üçüncü içeceğini söyledi.

Garson masaya bırakırken gülümsedi:

“Devam mı?”

“İki saat kaldı.”

“Neye?”

Derin birkaç saniye düşündü.

“Ben de tam bilmiyorum.”

Garsonun yüzündeki ifade Derin’in gün boyunca gördüğü en samimi şaşkınlıklardan biri olmuş.

Kadıköy’de İnsan İzlemek Başka Bir Şey Anlatıyor

Bu deneyin amacı insanları gizlice dinlemek veya özel hayatlarını takip etmek değildi. Derin daha çok aynı kamusal alanın gün içerisinde nasıl değiştiğini görmek istediğini söylüyor.

Sabah yalnız oturanların fazla olduğu mekân öğleden sonra arkadaş gruplarıyla dolmuştu. Birkaç saat sonra ise yeniden daha sakin bir hale gelmeye başladı.

İnternette Kadıköy travesti profilleri veya farklı insanlarla ilgili içerikler ararken karşımıza çoğunlukla fotoğraflar ve birkaç satırlık açıklamalar çıkıyor. Oysa gerçek hayatta herkesin sıradan, bazen komik, bazen de fazlasıyla sıkıcı günleri var. Derin’in sekiz saatlik deneyi biraz da bu sıradanlığın hikâyesine dönüştü.

17.43 – Sekiz Saat Bittiğinde İlk Yaptığı Şey

Alarm çaldığında Derin birkaç saniye kalkmadı.

Sabah aynı sandalyede sekiz saat geçirmenin imkânsız derecede sıkıcı olacağını düşünüyordu. Günün sonunda ise masadan kalkmak tuhaf gelmişti.

Çantasını aldı. Son kez masaya baktı ve çalışanlara teşekkür etti.

Dışarı çıktığında ilk yaptığı şey tahmin edildiği gibi telefonuna bakmak olmadı.

Yaklaşık on dakika yürüdü.

Sonra telefonu çıkardı.

“Sekiz saatlik kişisel gelişimim on dakika sürdü,” diye gülüyor.

Peki Derin bunu tekrar yapar mı?

“Sekiz saat mi? Hayır. İki saat olabilir. Ama bu sefer yanımda kitap götürürüm. İnsan kendisini bu kadar da sınamamalı.”

Bir Kafede Sekiz Saat Oturunca Ne Öğrenilir?

Derin’in deneyinden büyük hayat dersleri çıkarmaya çalışırsak muhtemelen deneyi gereğinden fazla ciddiye almış oluruz. Fakat günün sonunda birkaç küçük şey fark ettiğini söylüyor.

Sürekli telefonla ilgilenmediğinde zamanın gerçekten daha yavaş geçtiğini, insanların sandığından daha az çevreleriyle ilgilendiğini ve aynı mekânın birkaç saat içerisinde tamamen farklı bir atmosfere bürünebildiğini gördü.

Bir de kahvenin yanında mutlaka su istemek gerektiğini öğrendiğini ekliyor.

Belki günün en kullanışlı sonucu da buydu.

Moda’da başlayan sekiz saatlik deney böylece herhangi bir büyük olay yaşanmadan sona erdi. Kimse Derin’e hayatının sırrını anlatmadı, yıllardır görmediği biri karşısına çıkmadı ve film sahnesi gibi bir final yaşanmadı. Sadece aynı masadan geçen sekiz saat vardı.

Belki de hikâyeyi ilginç yapan tam olarak buydu.