Bostancı’da Trans Leyla’nın Yanlış Vapura Binmesi

Bostancı’da Trans Leyla’nın Yanlış Vapura Binmesi

Bostancı’da Trans Leyla’nın Yanlış Vapura Binmesi

Leyla’nın cuma günü için yaptığı plan aslında son derece basitti. Bostancı’ya gidecek, bir arkadaşıyla buluşacak, kahve içecek ve akşam olmadan eve dönecekti. Telefonunun şarjı yüzde 63’tü, hava güzeldi ve uzun zamandır ilk kez hiçbir yere yetişmek zorunda değildi.

En azından vapura binene kadar öyle düşünüyordu.

Leyla’nın sonradan defalarca söylediği gibi, olayın suçlusu kesinlikle kendisi değildi. Ona göre iskeledeki kalabalık, telefonuna gelen iki mesaj, elindeki kahve ve “nasıl olsa biliyorum” özgüveninin aynı anda bir araya gelmesi yüzünden yanlış vapura binmişti.

Biz yine de sonuncu ihtimalin diğerlerinden biraz daha güçlü olduğunu düşünüyoruz.

“İstanbul’da yıllardır yaşıyorum. Vapura binmeyi biliyorum diye düşündüm. Meğer vapura binmeyi biliyormuşum ama hangi vapura bineceğimi bilmiyormuşum.”

Her Şey Bostancı İskelesinde Başladı

Leyla iskeleye geldiğinde düşündüğünden biraz erken olduğunu fark etti. Arkadaşı mesaj atmış ve yaklaşık yarım saat gecikeceğini söylemişti. O da çevrede biraz dolaşıp kahve aldı. Sonra deniz kenarında birkaç dakika oturdu.

Tam o sırada telefonuna peş peşe mesajlar gelmeye başladı.

Bir yandan mesajlara cevap veriyor, diğer yandan kahvesini taşımaya çalışıyordu. İskelede hareketlenme görünce de insanların peşine takıldı.

Buraya kadar her şey normal.

Sorun şu ki Leyla tabelaya bakmadı.

“Herkes çok kararlı yürüyordu,” diye anlatıyor. “Ben de topluluğun benden daha bilgili olduğuna karar verdim.”

İstanbul’da ulaşım konusunda bundan daha riskli çok az karar olabilir.

Kalabalığı Takip Etme Teorisi

Leyla’nın kendine göre bir teorisi varmış. Eğer bir grup insan aynı anda aynı yöne doğru hızlı hızlı yürüyorsa muhtemelen doğru yere gidiyorlardır.

Bu teori o güne kadar fena çalışmamış.

O gün çalışmadı.

Turnikeden geçti, kalabalıkla beraber yürüdü ve vapura bindi. Üst kata çıkıp pencere kenarında güzel bir yer bile buldu.

Kahvesini masaya bıraktı.

Telefonunu çıkardı.

Arkadaşına tek kelimelik bir mesaj gönderdi:

“Geliyorum.”

Teknik olarak doğruydu.

Sadece nereye geldiğini henüz bilmiyordu.

Leyla’nın o ana kadarki hataları:

  • Tabelaya bakmamak.
  • Anonsu dinlememek.
  • Kalabalığın nereye gittiğini bildiğini varsaymak.
  • Vapura bindikten sonra hâlâ kontrol etmemek.
  • “Ben İstanbul’u biliyorum” cümlesine fazla güvenmek.

İlk Beş Dakika: Hâlâ Hiçbir Şeyden Haberi Yok

Vapur hareket etti.

Leyla denize bakıyor, kahvesini içiyor ve arkadaşından gelecek mesajı bekliyordu. Hatta o an her şeyin ne kadar güzel olduğunu düşündüğünü söylüyor.

“İstanbul bazen insanı yoruyor ama vapurda oturunca her şeyi unutuyorsun,” diye geçirmiş içinden.

Bu huzur yaklaşık beş dakika sürdü.

Yan masada oturan iki kişinin konuşmasında bir yer adı duydu. Önce önemsemedi. Sonra aynı isim tekrar geçti.

Leyla kafasını kaldırdı.

Bir süre çevresine baktı.

Sonra telefonundaki haritayı açtı.

Haritadaki küçük mavi nokta, Leyla’nın zihnindeki planla hiçbir şekilde anlaşamıyordu.

Haritayı yakınlaştırdı.

Uzaklaştırdı.

Tekrar yakınlaştırdı.

Sanki üçüncü denemede telefon fikrini değiştirecekmiş gibi.

“Pardon, Bu Vapur Nereye Gidiyor?”

Leyla sonunda karşısında oturan orta yaşlı bir adama dönmüş.

“Pardon, bu vapur nereye gidiyor?”

Adam birkaç saniye Leyla’ya bakmış.

Sonra vapurun gittiği yönü söylemiş.

Leyla sessiz kalmış.

Adam da merak edip sormuş:

“Siz nereye gidecektiniz?”

Leyla gitmek istediği yeri söylemiş.

Adam gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmış.

“Bu biraz ters olmuş.”

“Biraz mı?”

“Birazdan fazla.”

Leyla’ya göre adamın sakinliği durumu daha da komik hale getirmiş.

“Adam bana öyle sakin söyledi ki sanki yanlış vapura binmem İstanbul ulaşım sisteminin günlük programında varmış gibi hissettim.”

Arkadaşına Gerçeği Açıklama Zamanı

Leyla’nın önünde artık daha büyük bir problem vardı.

Arkadaşına birkaç dakika önce “geliyorum” yazmıştı.

Telefonu eline aldı.

Mesaj ekranını açtı.

Bir süre ne yazacağını düşündü.

Sonunda:

“Küçük bir rota değişikliği oldu.”

Cevap hemen geldi:

“Neredesin?”

Leyla bulunduğu yeri yazdı.

Yaklaşık on saniye cevap gelmedi.

Sonra:

“NASIL?”

Leyla bugün bile bu sorunun cevabını tam olarak veremiyor.

Paniklemek Yerine Manzaraya Bakmaya Karar Verdi

İlk şaşkınlık geçtikten sonra Leyla yapabileceği pek bir şey olmadığını fark etti. Vapurun ortasında “Ben yanlış bindim, geri dönelim” deme ihtimali bulunmadığına göre önündeki yolculuğu tamamlaması gerekiyordu.

Kahvesinden bir yudum aldı.

Denize baktı.

Sonra kendi kendine gülmeye başladı.

“O anda sinirlensem ne değişecek? Vapur kaptanı benim programıma göre rota değiştirmeyecek sonuçta.”

Bu karar günün geri kalanını da değiştirmiş.

Başlangıçta yarım saatlik gecikme gibi görünen olay, Leyla için plansız küçük bir İstanbul gezisine dönüşmüş.

Yanlış Yere Giderken Doğru Koltuğu Bulmak

Leyla’nın söylediğine göre yanlış vapurda olmanın en garip tarafı, bir süre sonra acele etmenin anlamsız hale gelmesiymiş.

Normalde telefondan sürekli saate bakacağını söylüyor. O gün ise yapabileceği hiçbir şey olmadığı için telefonu çantasına koymuş.

Bir noktada dışarıdaki martıları izlemeye başlamış. Karşısındaki yolcu gazetesini okuyormuş. Bir çocuk camdan dışarı bakıp geçen tekneleri sayıyormuş.

“Doğru vapurda olsaydım muhtemelen bunların hiçbirini fark etmeyecektim,” diyor.

Tabii bu romantik düşünce yaklaşık on dakika sonra arkadaşından gelen mesajla kesilmiş:

“Daha ne kadar yanlış gideceksin?”

Trans Leyla’nın Günlük Hayatta Bakışlarla İmtihanı

Leyla, trans bir kadın olarak toplu taşımada bazen çevresindeki bakışların farkına vardığını anlatıyor. Özellikle kalabalık ortamlarda birinin neden baktığını anlamaya çalışmanın yorucu olabildiğini söylüyor.

Fakat o gün zihni tamamen başka bir meseleyle meşgulmüş.

Yanlış vapur.

Yanlış yön.

Bekleyen arkadaş.

Ve giderek soğuyan kahve.

Bu yüzden çevresindeki insanların ne düşündüğünü normalden çok daha az önemsemiş.

“Bazen kafamızda başkalarının bize baktığını çok büyütüyoruz. O gün tek derdim nereye gittiğimdi. Açıkçası çok daha rahat ettim.”

Leyla’nın anlattığı bu küçük ayrıntı, hikâyenin komik tarafının yanında daha kişisel bir noktaya da dokunuyor. Günlük hayatta sürekli çevrenin farkında olmak insanı yorabiliyor. Bazen dikkatin tamamen başka bir şeye yönelmesi beklenmedik biçimde rahatlatıcı olabiliyor.

Vapurdan İndi, Fakat Macera Bitmedi

Vapur sonunda yanaştı.

Leyla diğer yolcularla beraber indi ve ilk iş olarak telefonundan dönüş seçeneklerine baktı.

Bu kez tabelaları okudu.

Hem de çok dikkatli.

Bir tabelaya yaklaşık üç saniye bakmanın yeterli olduğunu o gün öğrenmiş.

Arkadaşını aradı.

“Geliyorum.”

Karşı taraftan kahkaha sesi geldi.

“Bu cümleyi daha önce söyledin.”

“Bu sefer kontrol ettim.”

“Emin misin?”

Leyla tekrar tabelaya baktı.

“Yüzde doksan.”

Arkadaşı bu oranı yeterince güvenilir bulmamış olacak ki konum paylaşmasını istedi.

O günden sonra Leyla’nın yeni vapur rutini:

  1. Tabelayı oku.
  2. Bir daha oku.
  3. Anonsu dinle.
  4. Gerekirse görevliye sor.
  5. Ancak ondan sonra “Ben biliyorum” de.

Bostancı’dan Başlayan Küçük Bir İstanbul Hikâyesi

İnternette Kadıköy travesti profillerine bakarken insanların hayatını birkaç fotoğraf ve kısa açıklamalardan ibaret görmek kolay. Oysa herkesin günlük yaşamında plansız, komik ve anlatmaya değer küçük anlar bulunuyor. Leyla’nın yanlış vapur hikâyesi de bunlardan biri.

Ortada büyük bir macera yoktu. Kimse kaybolmadı, dramatik bir kurtarma operasyonu yapılmadı ve gün sonunda bütün mesele çözüldü. Leyla sadece gitmek istediği yerden farklı bir yöne doğru bir süre yolculuk yaptı.

Ama bazen arkadaş grubunda aylarca anlatılan hikâyeler tam olarak böyle ortaya çıkıyor.

Sonunda Bostancı’ya Dönebildi mi?

Evet.

Biraz geç.

Arkadaşıyla sonunda buluştuğunda ilk karşılaştığı şey “Hoş geldin” olmadı.

Arkadaşı telefonunu çıkarıp Leyla’nın önüne koymuş.

Harita açıktı.

“Şimdi bana şunu anlat. Buradan buraya nasıl gittin?”

Leyla yaklaşık beş dakika boyunca olayı açıklamaya çalışmış.

Sonunda arkadaşı tek bir soru sormuş:

“Tabelaya neden bakmadın?”

Leyla’nın cevabı kısa olmuş:

“Çünkü kendime güveniyordum.”

İkisi de gülmeye başlamış.

Leyla Aynı Hatayı Tekrar Yapar mı?

Leyla kesinlikle yapmayacağını söylüyor.

Fakat bu iddiaya arkadaşları pek inanmıyor.

“Artık vapura binmeden önce üç kere kontrol ediyorum,” diyor. “Bir keresinde dört kere baktım.”

Peki yanlış vapura binmiş olmaktan pişman mı?

Biraz düşünüyor.

“O gün sinir olmuştum ama şimdi komik geliyor. Doğru vapura binseydim muhtemelen o günü hatırlamayacaktım.”

Leyla’nın hikâyeden çıkardığı sonuç:

“Bazen yanlış yere gitmek dünyanın sonu değil. Ama yine de vapura binmeden önce tabelaya bakın. Bu kısmı romantikleştirmeye gerek yok.”

Bostancı’da sıradan bir buluşmayla başlaması planlanan gün böylece küçük bir vapur macerasına dönüştü. Leyla sonunda gitmek istediği yere ulaştı, arkadaşı beklediğinden biraz daha fazla kahve içti ve ortaya uzun süre anlatılacak yeni bir hikâye çıktı.

En önemlisi de şu oldu: Leyla artık iskelede kalabalığın peşinden yürümüyor.

Önce tabelaya bakıyor.

En azından şimdilik.